2 Nisan 2012 Pazartesi

İNAN Kİ OLMAZ...

Eğer garanti altında yaşamak için hayatında istemediğin şeyleri yapmak zorunda kaldığını hissediyorsan, aslında kendi enerjini tüketiyorsun demektir Dostum. 

Yazık olur sana ve acıtır içini zamanla, kanayan bir yara haline gelir yüreğinin bir yerinde iç sıkıntıların, hayattan da zevk alamaz hale geldiğini görürsün bir anda. 

Paran olabilir, pulun da çok olabilir ama mutluluk, huzur, sevgi nerede kalır o zaman. 

Yaptığın her ne ise sevmeden yapıyorsan, sadece geleceğini garanti altına almak için uğraşıyorsan, sadece mantığının ya da Ananın Babanın sözleriyle hareket ediyorsan ve öyle yapmak zorunda olduğunu düşünüyorsan; olmaz dostum, olmaz, inan ki olmaz...

BÜYÜSÜN HAYAT DA SENİNLE...

Adamın yüreği sevgi doluydu, kalabalık bir ailenin en son çocuklarındandı. Bir söylediğini 2-3 kez söylemeden kimse onu dinlemiyordu. Önemsenmediğini, değer verilmediğini sanıyordu ve buna inanmıştı hala da inanıyordu. 

Herhangi bir yere, daireye, makama gittiğinde dili tutuluyordu. Bu yüzden de az konuşuyordu çoğu zaman. Okulunu bitirememişti bu da cabasıydı, hep bir eksiklik, zayıflık hissediyordu hayatı boyunca başkalarının karşısında. 

Aslına bakarsan Annesi de Babası da onu seviyordu. Çok güzel bir çocukluk yaşamıştı sevgi ile dolu kardeşler arasında. Köy yerinde büyüyüp de şehire gelince bir darbede oradan yemişti... 

Ama yine de sevgi dolu kalbinden akıyordu gülmenin sesi, utancından koyuveremiyordu sesini, kısmaya çalışıyordu sesin volümünü ama tutamıyordu neşeli kahkahaların kıkırdısını...

Bırak be Dostum, bırak artık, gül içinden geldiği gibi, sana da bu yakışıyor. Aksın içinden dışına sevginin kahkahaları, sıkma kendini, yeter artık, sen eksik değilsin, değildin de, her zaman tam ve mükemmeldin. Hala da öylesin.

Uzatma artık utancın gerginliğini, bırak koyuver gitsin içindeki dalgaların birbiri üzerinden sahile doğru koşusunu, huzura ilerle, sakin kıyılarda dans et meltemin uğultusunda yaşıtlarınla, şarkılar söyle korkmadan, kendin ol ki büyüsün Hayat da seninle...

HEP DIŞARIDAN BEKLERİZ...

Hep dışarıdan bekleriz öyle değil mi? Sevilmeyi, ilgi görmeyi, saygı duyulmayı, beğenilmeyi, takdir edilmeyi... 

Ama dönüp te içimize bakmayız çoğu zaman.

Halbuki sen kendini sevemeden seni kimse sevemez ki.  Sen kendine değer vermeden kim sana değer verebilir?  Sen kendine saygı duymadan saygı sana nasıl gösterilebilir ki? Sen kendini bir kadın olarak ya da erkek olarak beğenmeden başkalarının seni beğenmesini nasıl bekleyebilirsin ki? 

Aslında önce kendimizden başlamamız gerekiyor demek ki; ''Sevmeye, değer vermeye, saygı duymaya, kendimizi beğenmeye, takdir etmeye, hak ettiğimize inanmaya, güzel sözler söylemeye...''

İNSAN HASTA EDER KENDİNİ...

İnsanlar çoğu zaman kendi kendilerini hasta ederler farkına bile varmadan... 

İçlerinden geçirdikleri kendi küçük ama yıkıcı yönü büyük kelimeler, cümleler öyle etkilidir ki bunu gerçekleştirmede. Adam hep kendine ''Senden adam olmaz, ne yapabilirsin ki? Bak herkes neler yapıyor, sen ne yapabilirsin ki? Yok senden bir şey olmaz, hatta bir ... bile olmaz'' böyle akar gider cümleler ve ardından; bağırsaklarda, midede, sindirim sisteminde sorunlar başlar, farkında bile değildir kendine neler yaptığının. 

Farkına var Dostum içinden geçen her düşüncenin ve duygunun ve de sözcüklerin, farkına varınca da hemen düzelt ya da iptal et... 

Unutma senin fiziksel bedeninde 70 trilyonluk hücre ordusu seni dinliyor, adeta onların Tanrısı olarak her lafından anlam çıkartıyorlar. 

Düşünebiliyor musun kendisi hakkında olumsuz laflar söyleyen bir Yaratıcının yarattığı varlıklar üzerindeki etkisini... 

Ne kadar üzücü değil mi...?

NEYİ UMARKEN NEYİ BULURUZ...

İsteriz ki; bizim yaşadıklarımızı çocuklarımız yaşamasın, bizim çektiğimiz dertlere, aşağılanmalara bebeklerimiz katlanmasın. Daha iyi okullarda okuyarak, daha çok çalışarak bizim ulaşamadığımız işlere, mevkilere, paralara onlar ulaşsınlar.

Korumak isteriz yavrucuklarımızı hayatın baskısından ve zararlı taraflarından. Güçlü olmaları için motive ederiz çoğu zaman ve defalarca tekrarlarız kendi hayatımızdan da örnekler vererek hiç bıkmadan, usanmadan. ''Bak benim çektiklerimi gör ve sen de benim gibi olma, güçlü ol hayatın içinde ve kimseye muhtaç olma, eşine asla muhtaç olma, kendi ayakların üzerinde dur, kendi söküğünü kendin dik, arkadaşlarından daha iyi olmalısın, bak bunu güzel yapmışsın ama şöyle yapsaydın daha iyi olmaz mıydı?'' gibi sözde motivasyon cümleleriyle bombardımana tutarız küçüklerimizi. 

Ama farkında mısınız hep ters etkiler yaratır ve baskı altında bırakırız çocuklarımızı. Onlar bizim söylemlerimizden yanlış anlamlar çıkartırlar çoğu zaman. İçlerinden düşünürler siz farkına bile varmadan; ''Annem-Babam benim zayıf olduğumu, yetersiz olduğumu düşünüyor, Haaa! daha iyi olmalıyım, demek ki eksik yanlarım var. Evet güvende olmak için garanti para alacağım bir Devlet Dairesinde çalışmalıyım, onun dediğini yapmazsam yalnız kalırım, bana kim yardım eder? Güçlü olmak için arkadaşlarımdan daha iyi olmak için daha çok çalışmalıyım, her şeyin en iyisini ben bilmeli ve yapmalıyım, ama yapamam'' gibi yıkıcı, zayıflatıcı, karanlık cümleler kafalarında dolaşmaya başlar ve zaman içinde (kendilerinde zaten mevcut olan) yaşama sevinci, sevgi, saygı, cesaret ve güçlerini kaybetmelerine neden olmuş oluruz. 

Acı olan şu ki; neyi amaçlamıştık, neyi elde ettik, neden böyle oldu, nerede hata yaptık? Çoğu zaman bunlara verecek bir cevabımız da yoktur. Ne eksiktir yaptıklarımızda? Üç-beş kelimede özetlesek belki yeterli olmaz ama olsun biz yine de yazalım, siz de gerisin bir kaç kelime ekleyin artık; çocuklarımızın hayatlarına, yeteneklerine, güçlerine zaten doğuştan Yüce Yaratan tarafından onlara verilmiş olan tüm özelliklerine duyduğumuz ''Saygı, sevgi, anlayış, güven, inanç ve teslimiyet.....'' 

Aslında bunu sadece çocuklarımıza değil belki de temelde kendimize de duymuyoruz... 

Belki daha fazlasına da? Ne dersiniz...?

HAYAT HAKEDİYOR BUNU...

Seninle başlar her şey hayat dediğin bu oyunda, sen olmadan yalnız kalır yaşam, boynu bükük ve sakin. Sen hayat katarsın hayatın kendisine, akar gider senin hayalinle her şey, hava sana uyar, gökyüzü senin sözlerini dinler, sadece seninle coşar hayat. Sen yaratıcı gücünle hayata hareket getirensin, uyuşuk bir şekilde kenarda kalmana üzülür hayat, katılmanı bekler seninle oynadığı oyuna. Hep senin gözünün içine bakar ve ''bakalım bana neleri daha katacak'' diye merak eder, bir kulağı hep sendedir ve duymak istediği güzel sözleri bekler sevdiğinden. Aşıktır sana yaşam ve senin yolunu gözler gecelerde, aslında yine seninledir ama bu arada sen başka alemlerde yolcusundur. Gün doğumunda neşelenir hayat, yeniden sevdiği ile kucaklaşır ve bir macera tekrar başlar; iyisiyle kötüsüyle...

Farkında mısın sana aşık olanın, seni duyanın, seni arzulayanın? Güzel sözler fısılda kulağına hayatın ve ''Seni seviyorum ey güzel yaşam, ey tatlı güzel'' diyerek sıkıca sarıl kollarınla ona, belli et onu sevdiğini her hareketin ve mimiğinle, mutlu et onu, seni mutlu etmek isteği ile yanıp tutuşan hayat çoktan hak ediyor bunu.

ASLINDA BÜTÜN İNSANLAR GÜZELDİR...

Bütün İnsanlar güzeldir aslında ama bir güzelliğinin farkında olanlar vardır bir de güzelliğinin farkına varamayanlar.... 

Güzel olduğunu ve güzelliğin kendine doğuştan verildiğini, isteseler de bunu kaybedemeyeceklerini bilenler; kirlerin içine de batsalar, arındıklarında, temizlendiklerinde ve yüzeydeki çamurlarından sıyrıldıklarında içlerinde zaten mevcut olan ve değeri paraya ölçülemeyecek olan cevherin tekrar ortaya çıkabileceğinin farkında olanlardır. Onlar çamura düşmüş altının yıkandığında saf altın özünü ortaya koyacağını gayet iyi bilenlerdir. Onlar zaten doğuştan zengin bir Babanın çocuğu olduğunu ve onun özünü taşıdıklarını hep hissedenlerdir... 

Sen de çok güzelsin, hem de anlayamayacağın kadar güzelsin ve cevherlerle süslenmişsin, yeteneklerin sonsuz aslında, sadece farkına varmalısın, anlamalısın ne kadar değerli-kıymetli ve eşsiz olduğunun. Her şeyinle; sahip olduğun tüm eksiklerinle ve fazlalıklarınla buna sahipsin, bunu bildiğin zaman ne olursa olsun gideceksin seni çağırana, kirlerinden arınarak, sisli camlarını kırarak varacaksın ışığın aydınlattığı mekansızlığa...