2 Nisan 2012 Pazartesi

O KADAR DA UCUZ DEĞİL...

Neş'e'nin elini bırakma hayatın içinde, hayatını neş'e ile yaşamaya özen göster, korkunun kollarından uzak durmaya bak, güzel anlar geçirmenin değerini bilerek yaşa hayatın her gününü ve her an senin için çok kıymetli olsun. 

Asla karanlığın pençesine bırakma dakikaların her saniyesini, sevdiğin şeyler yaparak değerlendir geleceğin yollarında. 

Dertlenmek tatlı gelebilir ara sıra ama sevinmek ve neşelenmek daha güzeldir, acı-korku-şiddet dolu filmler seyrederek ruhunu kirlettiğinin farkına varmanın zamanıdır artık. Hayatın her anına sinecektir bu filmlerdeki acı ve senin renklerle dolu algında grileşmeye sebep olacaktır. Kirletilen camlarının arkasından hayata bakacaksın ondan sonraki yaşamında. Bunun farkına var ve kendi yaşamına enerji alanına, düşüncelerine ve de duygularına sahip çık Dostum. Onları kimseye peşkeş çekme. 

O kadar da ucuz değil..

HAYAT ZATEN BİR HİKAYEDİR...

Eğer garanti altında yaşamak için hayatında istemediğin şeyleri yapmak zorunda kaldığını hissediyorsan, aslında kendi enerjini tüketiyorsun demektir Dostum. 

Yazık olur sana ve acıtır içini zamanla, kanayan bir yara haline gelir yüreğinin bir yerinde iç sıkıntıların, hayattan da zevk alamaz hale geldiğini görürsün bir anda. 

Paran olabilir, pulun da çok olabilir ama mutluluk, huzur, sevgi nerede kalır o zaman. 

Yaptığın her ne ise sevmeden yapıyorsan, sadece geleceğini garanti altına almak için uğraşıyorsan, sadece mantığının ya da Ananın Babanın sözleriyle hareket ediyorsan ve öyle yapmak zorunda olduğunu düşünüyorsan; olmaz dostum, olmaz, inan ki olmaz...

Ardından da şu soru gelecektir senden; ''Tamam öyle diyorsun, bol keseden atıyorsun da ne yapacağım o zaman Ben?'' 

Yüreğini dinleyeceksin Dostum, sevdiğin işlerde çalışacaksın, seni alıp götüren, yaratıcılığını korkmadan ortaya koyabileceğin, içindeki cevheri sevgiyle sunabileceğin, zaten sende yetenek olarak var olan ve yapmaktan keyif aldığın şeylere yöneleceksin.
Bazen Annene, Babana karşı durman gerekecek, bazen zor durumlarda kalacağını düşüneceksin, güvende olmadığını kurgulayacaksın, arkanda kimse yok sanacaksın ama yine de yola çıkarsan arkanda bir Ordu'nun sana hizmet ettiğini göreceksin zamanla. Hem de ne Ordu, her biri birer birer karşına çıkacak ve sana yardımlarda bulunacak çeşitli kisveler altında. 

Sadece kendini sevmeli, yeteneğine saygı duymalı, neyi yapıyorsan dürüstçe, sevgiyle ve yürekten yapmalısın. Bak bakalım o vakit neler olacak hayatında, bolluk bereketin aktığını göreceksin, çalışıyor değil oynuyor olacaksın hayatla ve her anın mutluluk içinde geçecek. Problemler sana gazete ekindeki bulmacalara dönecek, birer birer çözerken keyif alacaksın... 

Hikaye anlattığımı sanabilirsin evet öyle de olabilir. Hayat zaten bizim senaryosunu hayallerimizde yazdığımız sonra da oynadığımız bir hikaye değil mi zaten...

İNAN Kİ OLMAZ...

Eğer garanti altında yaşamak için hayatında istemediğin şeyleri yapmak zorunda kaldığını hissediyorsan, aslında kendi enerjini tüketiyorsun demektir Dostum. 

Yazık olur sana ve acıtır içini zamanla, kanayan bir yara haline gelir yüreğinin bir yerinde iç sıkıntıların, hayattan da zevk alamaz hale geldiğini görürsün bir anda. 

Paran olabilir, pulun da çok olabilir ama mutluluk, huzur, sevgi nerede kalır o zaman. 

Yaptığın her ne ise sevmeden yapıyorsan, sadece geleceğini garanti altına almak için uğraşıyorsan, sadece mantığının ya da Ananın Babanın sözleriyle hareket ediyorsan ve öyle yapmak zorunda olduğunu düşünüyorsan; olmaz dostum, olmaz, inan ki olmaz...

BÜYÜSÜN HAYAT DA SENİNLE...

Adamın yüreği sevgi doluydu, kalabalık bir ailenin en son çocuklarındandı. Bir söylediğini 2-3 kez söylemeden kimse onu dinlemiyordu. Önemsenmediğini, değer verilmediğini sanıyordu ve buna inanmıştı hala da inanıyordu. 

Herhangi bir yere, daireye, makama gittiğinde dili tutuluyordu. Bu yüzden de az konuşuyordu çoğu zaman. Okulunu bitirememişti bu da cabasıydı, hep bir eksiklik, zayıflık hissediyordu hayatı boyunca başkalarının karşısında. 

Aslına bakarsan Annesi de Babası da onu seviyordu. Çok güzel bir çocukluk yaşamıştı sevgi ile dolu kardeşler arasında. Köy yerinde büyüyüp de şehire gelince bir darbede oradan yemişti... 

Ama yine de sevgi dolu kalbinden akıyordu gülmenin sesi, utancından koyuveremiyordu sesini, kısmaya çalışıyordu sesin volümünü ama tutamıyordu neşeli kahkahaların kıkırdısını...

Bırak be Dostum, bırak artık, gül içinden geldiği gibi, sana da bu yakışıyor. Aksın içinden dışına sevginin kahkahaları, sıkma kendini, yeter artık, sen eksik değilsin, değildin de, her zaman tam ve mükemmeldin. Hala da öylesin.

Uzatma artık utancın gerginliğini, bırak koyuver gitsin içindeki dalgaların birbiri üzerinden sahile doğru koşusunu, huzura ilerle, sakin kıyılarda dans et meltemin uğultusunda yaşıtlarınla, şarkılar söyle korkmadan, kendin ol ki büyüsün Hayat da seninle...

HEP DIŞARIDAN BEKLERİZ...

Hep dışarıdan bekleriz öyle değil mi? Sevilmeyi, ilgi görmeyi, saygı duyulmayı, beğenilmeyi, takdir edilmeyi... 

Ama dönüp te içimize bakmayız çoğu zaman.

Halbuki sen kendini sevemeden seni kimse sevemez ki.  Sen kendine değer vermeden kim sana değer verebilir?  Sen kendine saygı duymadan saygı sana nasıl gösterilebilir ki? Sen kendini bir kadın olarak ya da erkek olarak beğenmeden başkalarının seni beğenmesini nasıl bekleyebilirsin ki? 

Aslında önce kendimizden başlamamız gerekiyor demek ki; ''Sevmeye, değer vermeye, saygı duymaya, kendimizi beğenmeye, takdir etmeye, hak ettiğimize inanmaya, güzel sözler söylemeye...''

İNSAN HASTA EDER KENDİNİ...

İnsanlar çoğu zaman kendi kendilerini hasta ederler farkına bile varmadan... 

İçlerinden geçirdikleri kendi küçük ama yıkıcı yönü büyük kelimeler, cümleler öyle etkilidir ki bunu gerçekleştirmede. Adam hep kendine ''Senden adam olmaz, ne yapabilirsin ki? Bak herkes neler yapıyor, sen ne yapabilirsin ki? Yok senden bir şey olmaz, hatta bir ... bile olmaz'' böyle akar gider cümleler ve ardından; bağırsaklarda, midede, sindirim sisteminde sorunlar başlar, farkında bile değildir kendine neler yaptığının. 

Farkına var Dostum içinden geçen her düşüncenin ve duygunun ve de sözcüklerin, farkına varınca da hemen düzelt ya da iptal et... 

Unutma senin fiziksel bedeninde 70 trilyonluk hücre ordusu seni dinliyor, adeta onların Tanrısı olarak her lafından anlam çıkartıyorlar. 

Düşünebiliyor musun kendisi hakkında olumsuz laflar söyleyen bir Yaratıcının yarattığı varlıklar üzerindeki etkisini... 

Ne kadar üzücü değil mi...?

NEYİ UMARKEN NEYİ BULURUZ...

İsteriz ki; bizim yaşadıklarımızı çocuklarımız yaşamasın, bizim çektiğimiz dertlere, aşağılanmalara bebeklerimiz katlanmasın. Daha iyi okullarda okuyarak, daha çok çalışarak bizim ulaşamadığımız işlere, mevkilere, paralara onlar ulaşsınlar.

Korumak isteriz yavrucuklarımızı hayatın baskısından ve zararlı taraflarından. Güçlü olmaları için motive ederiz çoğu zaman ve defalarca tekrarlarız kendi hayatımızdan da örnekler vererek hiç bıkmadan, usanmadan. ''Bak benim çektiklerimi gör ve sen de benim gibi olma, güçlü ol hayatın içinde ve kimseye muhtaç olma, eşine asla muhtaç olma, kendi ayakların üzerinde dur, kendi söküğünü kendin dik, arkadaşlarından daha iyi olmalısın, bak bunu güzel yapmışsın ama şöyle yapsaydın daha iyi olmaz mıydı?'' gibi sözde motivasyon cümleleriyle bombardımana tutarız küçüklerimizi. 

Ama farkında mısınız hep ters etkiler yaratır ve baskı altında bırakırız çocuklarımızı. Onlar bizim söylemlerimizden yanlış anlamlar çıkartırlar çoğu zaman. İçlerinden düşünürler siz farkına bile varmadan; ''Annem-Babam benim zayıf olduğumu, yetersiz olduğumu düşünüyor, Haaa! daha iyi olmalıyım, demek ki eksik yanlarım var. Evet güvende olmak için garanti para alacağım bir Devlet Dairesinde çalışmalıyım, onun dediğini yapmazsam yalnız kalırım, bana kim yardım eder? Güçlü olmak için arkadaşlarımdan daha iyi olmak için daha çok çalışmalıyım, her şeyin en iyisini ben bilmeli ve yapmalıyım, ama yapamam'' gibi yıkıcı, zayıflatıcı, karanlık cümleler kafalarında dolaşmaya başlar ve zaman içinde (kendilerinde zaten mevcut olan) yaşama sevinci, sevgi, saygı, cesaret ve güçlerini kaybetmelerine neden olmuş oluruz. 

Acı olan şu ki; neyi amaçlamıştık, neyi elde ettik, neden böyle oldu, nerede hata yaptık? Çoğu zaman bunlara verecek bir cevabımız da yoktur. Ne eksiktir yaptıklarımızda? Üç-beş kelimede özetlesek belki yeterli olmaz ama olsun biz yine de yazalım, siz de gerisin bir kaç kelime ekleyin artık; çocuklarımızın hayatlarına, yeteneklerine, güçlerine zaten doğuştan Yüce Yaratan tarafından onlara verilmiş olan tüm özelliklerine duyduğumuz ''Saygı, sevgi, anlayış, güven, inanç ve teslimiyet.....'' 

Aslında bunu sadece çocuklarımıza değil belki de temelde kendimize de duymuyoruz... 

Belki daha fazlasına da? Ne dersiniz...?