23 Şubat 2012 Perşembe

HBS, GÖREVİNİ BİTİRMİŞ VE GİTMİŞTİ...


Yılbaşı gecesini birlikte geçirdiğimiz Dostlarımızdan biri saat 24 civarlarında hiç oturmadan evin içinde dolanıp durmaya başlamıştı, önce dikkatimi çekmedi ama birden fark ettim ve sordum ''Hayırdır, niye böyle dolaşıp duruyorsun, bir sıkıntın mı var?'' ve ''Evet Abiciğim, bacaklarımda Huzursuz Bacak Sendromu var, bu nedenle dolaşıyorum'' dediği anda izin alarak seansa başladık ayak üzeri. Yaklaşık 15-20 dakika sürdü Matrix Enerjisi ve biraz daha fazlası olan Enerji çalışmamız, rahatlamıştı, geceyi de oturarak rahat bir şekilde bitirdi...

Bir kaç gün önce onların evine gittiğimizde sordum ''Ne haber Huzursuz Bacaklardan?'' diyerek, ve O ''Geçti Abiciğim, o günden sonra bir daha da tekrarlamadı...'' diyerek cevap verdi, çok sevindim ve sizinle paylaşmak istedim Dostlarım, HBS geldiği gibi gitmişti... 


Güle güle, seni seviyoruz, görevini yaptın ve gittin...


Hüseyin Turgut SAYIN,

Bahçeşehir/İSTANBUL, 23.02.2012

HİÇ GÜLMEDİĞİ KADAR GÜLDÜ...

Geçen günlerden bir gün; 5 kişilik bir grup ile Matrix Enerjisi'ni de kapsayan bir uygulama yaptım. Harika insanlardı. Daha önceden de tanıdığım dostlarımdı onlar. İçlerinden yaşca biraz daha büyük olan bir hanımefendi ile başladım uygulamaya. Uygulamanın ilerleyen dakikalarında bir kez daha yere düşünce; içten gelen kahkahalarını bırakıverdi salona. Bir taraftan da ''Niye güldüğümü bilmiyorum ama içimden gülmek geliyor'' diyerek tutamadığı kahkahalarıyla salonu çınlatıyordu.

Diğer bir konuk ise, ''Seni o kadar süredir tanıyorum ama böyle güldüğünü hiç görmemiştim'' diyerek katılıyordu kahkahalara. Hep birden gülüyorduk artık. Kahkahalar bulaşıcıdır, herkese bulaşan kahkahalar ortamın enerjisini öyle bir açtı ki içindeki herkesi etkisi altına aldı. Uygulama bittiğinde, yüzündeki gülümseme, rahatlık, huzur ve gevşeme sanki açılan enerjisinin ışığı gibi yayılıyordu salona. 
 
Matrix Enerjisi uygulamalarında; bu şekilde gülme veya ağlama halinin doğması çok normaldir. Bu durum kişinin enerji alanındaki değişimin-dönüşümün bir işaretidir. Bu durumda kişiyi rahat bırakmalı ve duyguyu yaşamasına izin verilmelidir. Zira bu anlarda kişinin yaşadığı bu durum onun için çok anlamlı ve değerli olabilir. 
 
Sevgiler,
 
Hüseyin Turgut SAYIN,
Bahçeşehir/İSTANBUL, Ocak/2012

21 Şubat 2012 Salı

ÜZÜLME KÜÇÜK KIZ ÇAL ABİNİN GİTARINI...

Biraz mahzundu bakışları küçük kızın, ilk bakışta anlaşılıyordu hüzünlü olduğu yüzünden, sanki eski ışığı biraz solmuştu mavi mavi bakan gözlerinde. Sarı saçları dalga dalga omuzlarına dökülürken elinde çalmak istediği kendinden 8 yaş büyük Ağabeyinin gitarının tellerine dokunuyordu usulca. Çalmakta zorlanıyordu Barış MANÇO'nun ''Arkadaşım Eşek'' adlı parçasını. Müzik Öğretmeninin verdiği Şarkı Akorlarındaki  B7-Si Majör Yedilisi Akoruna tam basamıyordu küçük parmaklarını ve yardım için çağırdığı Amcasına ''Offff... çok zor bu akoru basmak, çalamıyorum'' diyerek yüzünü buruşturuyordu...

Ama tabii ki tek derdi bu olsa iyi idi ufaklığın, asıl derdi başkaydı; Babasının tayini çıkmıştı Şark taraflarına, neresi olduğu daha belli değildi ama Ağustos'ta yolculuk vardı oralara ve buna çok üzülmüştü çaktırmadan. Bir yandan gitmek istemiyordu Ankara'dan alıştığı Okulunu ve Arkadaşlarını bırakarak, diğer taraftan gitmezse çok sevdiği Babasından uzak kalmayı büyütüyordu gözünde. Ağlamak istiyordu ama gözyaşlarının görülmesinden de korkuyordu sanki, gizlice belli etmeden yaşıyordu duygularını minik kalbinde. Ayrılığın acısını daha şimdiden hissetmeye başlamıştı ve yüzüne vurmuştu sıkıntısı...

Duygusaldı bu aralar hiç olmadığı kadar, okulunda dersleri de her geçen gün biraz daha ağırlaşıyordu, beklentisi çok büyüktü Annesinin, kendisinden istenenler sanki sırtına bir yük gibi biniyordu farkına bile varmadan. Hep daha iyisini yapması için zorlanıyordu, belki de O öyle algılıyordu,  Ailesine sorsanız hiç de öyle değildi, ondan böyle bir şey istemiyorlardı ama tabii ki yaparsa çok sevineceklerdi falan, filan... Doğrusu yük fazlaydı, O biliyordu işin aslını, lafı gevelemeden 'evet' anlamında başını sallıyordu onaylarcasına 'evet öyleydi' baskı vardı, O bunu çok net hissediyordu, Annesi inkar etse bile...

Küçük bir kız çocuğu bile olmak zordu bu hayatta, ayrılık acısı, başarılı olmak zorunda kalmak ama başaramamaktan-beklentilere karşılık verememekten korkmak, bir yandan da belli edememek-saklayabilmek duyguları... Böyle şekilleniyordu hayat hakkındaki her düşünce ve kanı, sezdirmeden yavaş, yavaş...  Ya yapamazsam, ya başaramazsam diye korkuyla çırpınıyordu minik kalp...

Ve tekrar dokundu gitarının tellerine ''Daha dün Annemizin kollarında koşarken, çiçekli bahçemizin yollarında koşarken, şimdi okullu olduk...'' Öğretmen böyle söylemişti ve O basmaya çalışıyorken tellere zorlanarak,  ''yaaaa şöyleydi'' diyordu bezgince ''La, la, mi, mi sol ...


Hüseyin Turgut SAYIN,

Bahçeşehir/İSTANBUL, 21.02.2012

''KOVADAKİ BALIK''...


Evet Dostlar bu gün benim yeryüzüne geldiğim gün, 20 Şubat.  Annemin söylediğine göre akşam 10-12 saatleri arasında doğmuşum. Burçlardan fazla anlamam ama sanırım Kova'dan Balık'a geçişin ilk zamanları oluyor,  yani 'Kovadaki Balık' Burcu, ben böyle diyorum kendi burcuma. Bazıları da israr ediyorlar ''Yok sen Kova'sın'' diyorlar muzipçe gülerek, ama ben engin bir Okyanustan bu süslü-güzel Kova'ya bir süreliğine kendi arzusuyla düşen bir Balık olduğumu biliyorum.
 
Zamanı geldiğinde aynı Okyanus'a döneceğimi bilerek mutluyum, benim gibi Okyanus kökenli siz güzel varlıklarla bir arada olmaktan ve şu anda buradan; aranızda geçirdiğim her yıla selamlarımı gönderiyorum, teşekkür ediyorum bana kattıkları için, sevgiyle bu yeni yaşıma girerken...

Her gün gibi çok güzel olan bu gün, bütün Dostlara sonsuz sevgi ve şükranlarımı sunuyorum. Her şey gönlünüzce olsun. 
Sevgi ve saygılarımla...
 
''KOVADAKİ BALIK''
Hüseyin Turgut SAYIN
 
Bahçeşehir/İSTANBUL, 20.02.2012

19 Şubat 2012 Pazar

BİR TEŞEKKÜR VE ÖZÜR MEKTUBU...


Sevgili Dostlar, ayrı; semtlerde, şehirlerde, ülkelerde, kıt'alarda olsak bile hepimiz aynı gönüllerde yaşıyoruz. Hep birlikte yarattığımız Ortak Morfik Rezonans Alanı'mızın her birimizi Ruhsal, Zihinsel, Duygusal ve Fiziksel Beden yönünden etkiliyor olduğu gibi, içinde yaşadığımız Dünya Ana'mızı da tesir altında bıraktığının mutlaka farkındasınız... 
Sevgili Dünya Ana'ya; sabır ve sevgi dolu ruhu ve fiziksel bedeniyle bizi beslediği, gözettiği, karşılık beklemeksizin verdiği her şey için teşekkür ediyor, zaman zaman istemi dışında meydana gelen ama önüne geçemediği olayların müsebbiblerinden birisi olarak da özürlerimi sunuyorum. 
Seni seviyoruz, özür dileriz, bizi affet, teşekkürler sevgili Dünya Ana...
 
Hüseyin Turgut SAYIN,
Bahçeşehir/İSTANBUL, 19.02.2012

BÜTÜNSELLİĞİ GÖRMEK VE ANLAMAK...



Hayatın bütünsel olduğunu hep hatırında tutmalısın, sana öğretilenler ve geçmişten gelen alışkanlıkların sana hep en önemli şeyin madde olduğunu söyleyecektir ama gözden kaçırdığın görünmeyen tarafı da görmeye çalış, o senden saklansa da. 
Araştır, bir bilene sor-soruştur, oku, bilgilen hatta yaşayarak farkına var.  
O zaman daha iyi anlayacaksın Hayat denilen şeyin gerçek yüzünü, yani bütünü...
 
Hüseyşn Turgut SAYIN,
Bahçeşehir/İSTANBUL, 19.02.2012

GÖR, DUY, DUYGUYU HİSSET...


Yaşamın içinde gezmeye, görmeye ve duyguyu fark etmeye önem ver, hayatı kendi varlığınla deneyimlemek senin için önemli hale gelsin. Sadece başkalarının deneyimleri ile hareket edip, kararlar verme; onları yargılamadan dinle, üzerinde düşün, ardından kendi gözünle gör, kulağınla işit ve ellerinle dokunarak duyguyu hisset. En iyi karar o zaman ortaya çıkacaktır. 
Asla unutma; her varlık özünde aynıdır ama detaylarda farklıdır ve gerçekler de detaylarda saklıdır.
 
 Hüseyin Turgut SAYIN,
Bahçeşehir/İSTANBUL, 19.02.2012